Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Alperen Varol / Halk Bilimci,Yazar
Alperen Varol / Halk Bilimci,Yazar

L’Aeroplanino’nun En Uzun Uçuşu: Osijek’ten Dünya Kupası’na

Takvimler 21 Eylül 2023’ü gösterdiğinde, Türk futbolu derin bir belirsizliğin tam ortasındaydı. Stefan Kuntz döneminin son aylarında saha içinde kimliğini kaybetmiş, tribünlerle bağı zayıflamış ve en önemlisi kazanma alışkanlığını yitirmiş bir Milli Takım fotoğrafı vardı karşımızda. Umutların azaldığı, EURO 2024 vizesinin tehlikeye girdiği o kritik dönemeçte, Riva’nın kapısından içeri bir İtalyan girdi: Vincenzo Montella.

Montella’nın gelişi, sadece bir teknik direktör değişikliği değildi, bir zihniyet devriminin ilk işaretiydi. Birçokları “Yine mi yabancı hoca?” diye şüpheyle yaklaşırken, Montella’nın elinde çok güçlü bir koz vardı. Adana Demirspor döneminden süzülüp gelen “Türkiye gerçeklerini bilme” avantajı. O, bu toprakların futbol tutkusunu, oyuncu grubunun duygusal dalgalanmalarını ve medyanın bitmek bilmeyen baskısını tanıyarak koltuğa oturdu.
Göreve geldiği ilk günlerdeki o sakin ve kararlı duruşu, aslında fırtına öncesi sessizliği değil, profesyonel bir planın habercisiydi. Kaosun hâkim olduğu bir ortamda polemiklere girmeyen, sadece saha içindeki taktiksel disipline ve oyuncu psikolojisine odaklanan bir figür vardı. Montella, daha ilk basın toplantısında aileyiz alt mesajını verirken, aslında o güne kadar parçalanmış olan o aidiyet duygusunu yeniden inşa etmeye başladığının sinyallerini veriyordu. Kimse o gün bilmiyordu ki, bu sessiz İtalyan, 24 yıllık bir Dünya Kupası hasretini bitirecek olan o efsanevi yolculuğun mimarı olacaktı.

Vincenzo Montella için asıl sınav, imzadan sadece birkaç hafta sonra, Hırvatistan deplasmanında başladı. 12 Ekim 2023 gecesi Osijek’te sahaya çıkan Türkiye, sadece bir rakiple değil, aynı zamanda tarihin ağır yüküyle de karşı karşıyaydı. Hırvatlar, kendi evlerinde Avrupa Şampiyonası elemelerinde daha önce hiç yenilmemiş, Türkiye ise daha önce Hırvatistan’ı deplasmanda hiç yenememişti. Montella’nın milli takımın başındaki ilk maçıydı ve herkes savunma ağırlıklı bir başlangıç beklerken, o tüm ezberleri bozan bir hamle yaptı.

Sahaya kâğıt üzerinde bir santrforsuz diziliş süren İtalyan teknik adam, en uçta Barış Alper Yılmaz’a görev vererek herkesi şaşırttı. Klasik bir golcü bekleyen Hırvat savunması, Barış’ın hızı ve Montella’nın o meşhur hareketli hücum planı karşısında çaresiz kaldı. Maçın 30. dakikasında Barış Alper’in fileleri sarsan o golü, sadece skor tablosunu değiştirmekle kalmadı, Montella döneminin taktiksel karakterini de ilan etti. O gece Osijek’ten alınan 1-0’lık galibiyet, Türkiye’nin Hırvatistan’ı deplasmanda yendiği ilk maç olarak tarihe geçerken, Montella’nın doğru planla her şey mümkün felsefesi de rüştünü ispatlıyordu.

Bu galibiyetin yarattığı özgüven dalgası, kısa sürede bir çığa dönüştü. Hırvatistan zaferinin hemen ardından Letonya’yı 4-0 ile geçerek EURO 2024 biletini erkenden cebimize koyduk. Montella’nın rüştünü ispatlaması sadece resmi maçlarla sınırlı kalmadı. Kasım ayında Berlin’de oynanan hazırlık maçında Almanya karşısında alınan 3-2’lik zafer, 72 yıllık bir hasreti bitirirken, Montella, saman alevi, değil, sürdürülebilir bir başarı inşa ettiğini herkese gösteriyordu. Türkiye, sadece giden değil, gittiği yerde ses getiren bir turnuva takımı kimliğine bürünmeye başlamanın ilk adımlarını atıyordu.

2024 yazı geldiğinde, Türkiye sadece bir turnuvaya katılmıyordu, 2008’den bu yana süregelen o büyük başarı açlığını dindirmeye gidiyordu. Çünkü Türkiye Euro 2016 turnuvasında gruplardan çıkamamış, Euro 2020 turnuvasında ise gruplarda sadece 1 gol atabilmesinin yanı sıra, sıfır puan ile grup sonuncusu olarak 2020 yılında turnuvaya çok acı bir şekilde veda etmişti. Onun için Euro 2024, Euro 2008 sonrasında Türkiye için yeniden bir fırsattı. Almanya’daki stadyumlar adeta birer iç saha atmosferine bürünürken, Montella’nın öğrencileri de bu sevgi seline saha içinde destansı bir karşılık verdi. Gürcistan ve Çekya galibiyetleriyle gruptan çıkan Milli Takım, son 16 turunda karşısında turnuvanın gizli favorisi olarak gösterilen Avusturya’yı buldu. Birkaç ay önce hazırlık maçında alınan o ağır 6-1’lik yenilginin gölgesinde, Montella yine satranç tahtasının başına geçti.

Avusturya karşısında alınan 2-1’lik zafer, sadece bir tur atlama değil, Montella’nın taktiksel dehasının zirve noktasıydı. Hazırlık maçındaki hatalardan ders çıkaran, rakibin baskısını Merih Demiral’ın duran top golleri ve kalede Mert Günok’un muhteşem kurtarışları ile süsleyen bir plan vardı sahada… 16 yıl sonra gelen çeyrek final bileti, Türk halkı ile Milli Takım arasındaki o eski, tutkulu barışı yeniden sağladı. Sokaklar kırmızı-beyaza boyanırken, Montella, Arda Güler ve Kenan Yıldız gibi gencecik yetenekleri dünyanın en büyük vitrinine sürme cesaretiyle, sadece bugünü değil, Türk futbolunun geleceğini de kurtarıyordu.

Hollanda karşısında çeyrek finalde şanssız bir şekilde turnuvaya veda etsek de, Berlin Olimpiyat Stadyumu’ndan başımız dik ayrıldık. Montella, Türk insanına o unuttuğu biz her şeyi başarabiliriz duygusunu yeniden aşılamıştı. 2008 ruhu, 16 yıl sonra Berlin sokaklarında bir İtalyan’ın liderliğinde yeniden canlanmıştı. Artık hedef sadece Avrupa’da ses getirmek değil, okyanusun ötesine, 24 yıldır kapısından içeri giremediğimiz Dünya Kupası’na yelken açmaktı.

Berlin’den dönen Milli Takım için artık tek bir hedef vardı. 2002’den beri kapısından içeri giremediğimiz Dünya Kupası. 24 yıllık bu devasa hasret, Türk futbolunun üzerinde adeta kara bir bulut gibi geziyordu. Vincenzo Montella’nın ne pes etmeye niyeti vardı ne de tesadüflere güvenmeye ve inanmaya niyeti vardı. Dünya Kupası elemelerinde, şu an dünyanın en formda takımı kabul edilen İspanya’ya karşı alınan o tek şanssız mağlubiyet dışında rakiplerine geçit vermeyen bir çelik duvar inşa etti. Ve nihayet beklenen o tarihi an geldi, Türkiye, Montella önderliğinde 24 yıl sonra yeniden dünyanın en büyük sahnesine, Dünya Kupası’na biletini ayırttı.

Bugün geldiğimiz noktada rakamlar, duyguların çok ötesinde bir gerçeği haykırıyor. Montella, Türkiye’nin başında tam 31 maça çıkarak, milli takımı en çok yöneten yabancı teknik direktör unvanını ele geçirdi. Sadece istikrarıyla değil, yakaladığı %66’lık galibiyet oranıyla resmi maçlarda Fatih Terim ve Şenol Güneş gibi efsaneleri ve de kendinden önceki teknik direktör olan Stefan Kuntz’u geride bırakarak istatistiksel olarak milli takım tarihinin en başarılı hocası konumuna yükseldi. FIFA sıralamasında Türkiye’yi 22. basamağa kadar taşıyan bu süreç, tesadüfi bir parlamanın değil, ilmek ilmek işlenen bir profesyonelliğin sonucuydu.

Vincenzo Montella, bizim için sadece bir İtalyan teknik adam değil, Hırvatistan’ı evinde yıkan, Berlin’de 72 yıllık zincirleri kıran ve 24 yıl sonra bayrağımızı Dünya Kupası’nda dalgalandıracak olan “Bizim Mister”. Montella, kaostan bir düzen, umutsuzluktan bir zafer hikâyesi çıkardı. 2023’te şüphelerle başlayan o yolculuk, bugün Türk futbolunun en parlak sayfalarından birine dönüştü. Şimdi önümüzde koca bir Dünya Kupası ve Montella’nın taktik tahtasında yazılacak yeni destanlar var. Teşekkürler “L’Aeroplanino”, uçuşumuz henüz yeni başlıyor!

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER