Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Çilem Tanyıldız / Yazar
Çilem Tanyıldız / Yazar

Oz Büyücüsü’nü Okumak ve Neden Çocuk Kitabı Okumalıyız

Bazı hikâyeler vardır; yaşınız kaç olursa olsun kapağını her açışınızda sizi bir çocuk gibi heyecanlandırır. L. Frank Baum’un Oz Büyücüsü tam da böyle bir kitaptır. Yüz yılı aşkın bir süredir farklı kuşaklarca okunmasının nedeni yalnızca hayal gücünü büyüleyen sahneleri değildir; aynı zamanda insanın kendini bulma yolculuğunu en saf haliyle anlatmasıdır. Dorothy’nin evine dönmek için çıktığı macera, aslında her birimizin içsel yolculuğunun bir alegorisidir.

 

Dorothy fırtınaya kapılıp tanımadığı bir diyara savrulduğunda, aslında büyümenin ne anlama geldiğini öğrenir. Yol boyunca karşılaştığı Kalpsiz Teneke Adam, Korkuluk ve Aslan, insanın eksik hissettiği yanlarını sembolize eder: kalp, akıl ve cesaret. Fakat yolun sonunda Dorothy, aradığı her şeyin zaten içinde olduğunu fark eder. Baum’un anlatmak istediği en derin gerçek budur: İnsanın kendisini tamamlamak için büyülü formüllere değil, kendi özüne dönmeye ihtiyacı vardır.

 

Oz Büyücüsü ilk bakışta bir çocuk kitabı gibi görünür. Renkli karakterleri, fantastik dünyası ve basit diliyle öyle sanılır. Oysa iyi bir çocuk kitabı, tıpkı iyi bir şiir gibi, yaş aldıkça katmanlarını açar. Her okunuşta farklı bir anlam bırakır. Çocukken okuduğumuzda bizi eğlendirir; yetişkinliğimizde ise bize ayna tutar. Çünkü masalların asıl büyüsü, anlatılanlarda değil, bize hatırlattıklarındadır.

 

Bugün dünyamız hızla büyüyen, telaşla tüketen bir yer. Her şey “daha büyük, daha fazla, daha hızlı” olmalıymış gibi. Belki de bu yüzden çocuk kitaplarına yeniden dönmek bir tür ruh arınmasıdır. Oz Büyücüsü’nü okurken, bir anlığına o aceleyi bırakır, iç sesimizi dinleriz. Dorothy’nin “Eve dönmek istiyorum” cümlesi, modern insanın en derin özlemini dile getirir: Kendine, huzuruna, kaybettiği saflığa dönme arzusu.

 

Çocuk kitapları “çocukluk”la sınırlı değildir; tam tersine insanın olgunlaşma sürecinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Çünkü o kitaplarda ahlak dersleri değil, yaşamın özünü anlatan sade bir bilgelik vardır. Masallar ve fantastik hikâyeler, karmaşık kavramları sezgisel olarak öğretir. Oz Büyücüsü de bunu yapar: Kalbin akıldan, cesaretin güçten, dostluğun yalnızlıktan değerli olduğunu anlatır. Ve bunu yaparken hiçbir zaman didaktikleşmez; çünkü çocuk kitapları öğretmez, hatırlatır.

 

Yetişkin olarak çocuk kitaplarına dönmek, dünyaya yeniden merakla bakmayı öğrenmektir. Bir yetişkin, Oz Büyücüsü’nü okuduğunda artık Dorothy değildir belki ama Dorothy’ye rehberlik eden bilgelik ondadır. Masalın her sayfasında biraz daha sakinleşir, biraz daha hatırlar: Büyü sandığımız şey aslında kalbimizin sesiymiş.

 

Baum’un büyücüsü, bir maskeden ibarettir — tıpkı yetişkinliğin arkasına sakladığımız maskeler gibi. Biz de zamanla kendimizi “büyücü” sanırız: Güçlü, akıllı, bağımsız. Fakat içimizde hâlâ yolunu arayan bir Dorothy vardır. Çocuk kitapları o Dorothy’ye seslenir; “yol bitmedi” der, “sarının tuğlaları hâlâ orada.”

 

Sonuçta Oz Büyücüsü’nü okumak, yalnızca bir masalı yeniden keşfetmek değil; insanın kendi merkezine, kendi kalbine doğru yaptığı bir yolculuktur. Ve belki de bu yüzden çocuk kitaplarını en çok yetişkinlerin okuması gerekir. Çünkü büyüdükçe kaybettiğimiz sihri, yeniden bulmanın yolu bazen yalnızca bir masalın içinden geçer.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER