Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Murat Can Çetinkaya / Uzman Psikolog
Murat Can Çetinkaya / Uzman Psikolog

Haklı Çıkma Bağımlılığı: Tartışmayı Kazanırken İlişkiyi Kaybetmek

Bazı tartışmaların konusu aslında önemsizdir. Bir cümlenin tonu, geç kalınmış bir randevu, unutulmuş bir mesaj… Kâğıt üzerinde “ufak” görünen şeyler birkaç dakika içinde mahkeme salonuna döner.

Kim haklı? Kim haksız? Kim önce söyledi? Kim çarpıttı?

Ve o anda fark etmeden, ilişki iki kişi arasında kurulan bir bağ olmaktan çıkar; birinin kazanıp diğerinin kaybettiği bir müsabakaya dönüşür. “Haklıyım” cümlesi, çoğu zaman gerçeği bulmanın değil, içerde yükselen bir huzursuzluğu susturmanın aracıdır.

Haklı çıkmak, kısa süreli bir rahatlama sağlar. Sanki kontrol geri gelmiştir, sanki değerimiz yeniden onaylanmıştır. Ama bu rahatlama hızla bağımlılık mekanizmasına döner: Daha çok kanıt, daha çok hatırlatma, daha çok sıkıştırma, daha çok “bak ben demiştim.” Çünkü mesele çoğu zaman olay değil, olayın tetiklediği histir. Haksız çıkmak bazı zihinlerde sadece “yanıldım” anlamına gelmez; “küçüldüm”, “rezil oldum”, “güçsüzüm”, “önemsizim” anlamına gelir. Böyle olunca tartışma bir iletişim çabası olmaktan çıkar; utancı kapatmak için yürütülen bir operasyon haline gelir.

Bu noktada dil sertleşir. “Ben öyle demedim” yerini “sen çarpıtıyorsun”a bırakır. “Bunu konuşalım” yerine “kanıtın var mı?” gelir. Karşı tarafın niyeti hükme bağlanır: “Zaten sen hep böylesin.” Duygu konuşulmaz; duygu suçlama kılığına girer. Kırgınlık, öfke, incinme açıkça dile gelmediği için tartışmanın yakıtı bitmez. Ve en tehlikelisi şu: Haklılık arayışı, yakınlıktan daha değerli hale gelir. İnsan kendini “doğru” hissettiği ölçüde güvende sanır.

Haklılık bağımlılığını ele veren birkaç işaret var. Birincisi, tek bir konu konuşulmaz; tartışma hemen arşive bağlanır. Geçmiş dosyası açılır, eski laflar hatırlatılır, “o gün de böyleydi” denir. İkincisi, çözüm aranmıyordur; itiraf bekleniyordur. “Tamam, haklısın” cümlesi gelmeden sinir yatışmaz. Üçüncüsü, karşı tarafın söyledikleri değil, karakteri hedef alınır: “Sorun senin bakış açın”, “Sen zaten nankörsün”, “Seninle konuşulmaz.” Dördüncüsü, tartışma bittikten sonra bile zihin durmaz; cümleler yeniden kurulup yeniden söylenir. Çünkü burada sakinleşme, anlaşılmaktan değil, üstün gelmekten beklenir.

Bu bağımlılığın bedeli ağırdır. Sürekli haklı çıkmaya çalışan kişi karşısındakini ya susturur ya da kışkırtır. Sürekli haksız çıkarılan kişi, bir süre sonra kendini savunmaktan yorulur ve geri çekilir. İlişkide güven azalır; çünkü her konuşma potansiyel bir hesaplaşmaya dönüşür. Yakınlık, merak ve şefkatle büyür; mahkeme diliyle değil. Haksızlıkların konuşulması elbette gerekir ama bunu “yargılama” şeklinde yaptığınızda, hakikati değil gücü büyütmüş olursunuz.

Sert gerçek şu: Haklı olmak başka, haklılığını dayatmak başkadır. Haklılığını dayatan insan çoğu zaman içerideki kırılganlığı gizler. Çünkü kırılganlık görünür olursa “zayıf” hissedecektir. O yüzden konuşma, zayıflığı örten bir zırha dönüşür. İronik biçimde, ilişkiyi en çok bozan da budur: Zırhın içinden kimseye dokunamazsınız.

Peki çıkış nerede? Önce amaç cümlesi: “Şu an haklı çıkmak mı istiyorum, anlaşılmak mı?” Bu soru can yakar ama işe yarar. Sonra duygu ve ihtiyaç cümlesi: “Buna kızdım çünkü …; ihtiyacım …” Ardından tek konu kuralı: Bir tartışmada tek başlık, geçmişi mahkemeye çağırmak yok. “Sen böylesin” yerine “Bende şu etkiyi yaptı” dili. Ve en önemlisi, onarım payı: “Şurada abarttım” diyebilmek. Bu, yenilgi değil; ilişkinin sinir sistemini sakinleştiren bir kas gevşemesidir.

Haklı çıkmanın kısa hazzı kolaydır. Onarmak daha zor, daha yavaştır. Ama kazandırdığı şey kalıcıdır: güven. Tartışmayı kazanıp ilişkiyi kaybetmek, aptalca bir zaferdir. Eğer bir ilişkide sürekli “haklılık” kazanıyorsanız, muhtemelen başka bir şey kaybediyorsunuz: yakınlık, saygı, merak ve sıcaklık. Ve bunlar gidince, elinizde sadece doğru cümleler kalır.

İnsan doğru cümlelerle değil, doğru bağla yaşar.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER