Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Dr. Ümit Özen / Akademisyen
Dr. Ümit Özen / Akademisyen

K.K.T.C., Lübnan ve Suriye

Referandum ile Türkiye’ye Bağlanmalı

 

Burada şimdi uzun uzun Kıbrıs’ın, Lübnan’ın ve Suriye’nin şu anki durumunu anlatmaya gerek yok. Her şey ortada, malumun ilanı; o yüzden bu konuyu kısa geçeceğim. Bu ülkelerde halk oylaması ile Türkiye’ye bağlanması ve akabinde eyalet modelinin uygulanması durumunda stratejik, ekonomik ve jeopolitik olarak neler olacağından kısaca bahsetmek istiyorum.

 

Öncelikle Türkiye’nin jeopolitik ağırlığı kayda değer bir şekilde artar. Doğu Akdeniz’in kilit aktörü hâline gelir; enerji koridorları, deniz yetki alanları ve uluslararası deniz ticaretindeki etkinliği büyür. Kıbrıs üzerinden Batı Akdeniz’e, Suriye ve Lübnan üzerinden Doğu Akdeniz (Mavi Vatan) bölgesine tam hâkimiyet sağlar. Türkiye, Akdeniz’in en uzun kıyı şeridine sahip ülkesi olur ve stratejik dengeyi yönlendirebilir. NATO içinde Türkiye’nin ağırlığı doğal olarak yükselir; ABD, AB ve Rusya Türkiye ile daha büyük pazarlık yapmak zorunda kalır.

 

Türkiye’nin nüfusu ve ekonomik havzası büyür → Bölgesel süper güç etkisi yaratır. Türkiye nüfusu 100 milyonu geçer, ekonomik pazar genişler; işgücü ve üretim kapasitesi artar. Genişleyen iç pazar, sanayi, tarım, lojistik, turizm, inşaat ve enerji sektörlerine büyük ivme kazandırır. Akdeniz limanları (Lübnan’daki Beyrut ve Trablus), Suriye limanları ve KKTC limanları Türkiye’nin dış ticaretini çeşitlendirir ve güçlendirir.

 

Enerji ve ticaret hatları Türkiye merkezli hâle gelir. Doğu Akdeniz gazı, Suriye’nin enerji alanları ve transit rotaları Türkiye’nin kontrolüne geçer. Türkiye, Avrupa–Asya–Afrika üçgeninde enerji dağıtım merkezi olma hedefini çok daha hızlı gerçekleştirir. Çin, Körfez ülkeleri ve Rusya için Türkiye kaçınılmaz bir transit merkez konumu hâline gelir.

 

Askerî stratejik derinlik büyür. Suriye ve Lübnan’ın Türkiye’ye bağlanması, güney sınırlarında tam bir güvenlik kuşağı oluşturur. Doğu Akdeniz’de hava ve deniz üstünlüğü genişler. Türkiye’nin savunma sanayisi için yeni üs bölgeleri, test sahaları ve lojistik hatlar açılır. Askerî diplomasi kapasitesi artar ve Afrika, Arap dünyası ve Akdeniz’de daha fazla etki alanı oluşur.

 

Türkiye’nin küresel güçlerle pazarlık gücü önemli ölçüde artar. Hem coğrafi hem demografik hem de ekonomik olarak orta ölçekli güçten bölgesel büyük bir güç konumuna yükselir. ABD, AB, Rusya ve Çin’in Türkiye’ye yaklaşımı daha stratejik ve zorunlu hâle gelir. Türkiye; Akdeniz, Ortadoğu ve Kafkasya’da karar verici aktör olarak konumlanır. Kültürel ve medeniyet etkisi genişler; Türkiye, Arap dünyasına kültürel ve ekonomik bağları güçlendirerek yumuşak gücünü artırır. Tarihsel bağlar üzerinden Türkiye, bölgesel liderlik konumuna erişir. Türk dili, kültürü ve eğitim kurumları bu bölgelerde yaygınlaşır.

 

Peki, bölge halklarının kazanımları ne olacak?

Güvenlik ve istikrar hızlı bir şekilde artar. Savaş ve kaos içinde yaşayan Suriye halkı için güvenli, istikrarlı bir yönetime katılmak günlük yaşamı hızla iyileştirir. Lübnan’daki ekonomik ve siyasî krizler Türkiye’nin yapısal gücüyle hafifler. Kamu düzeni, yargı, altyapı ve asayiş mekanizmaları düzenli bir şekilde işler. Türkiye’nin sosyal hizmetleri, sağlık sistemi ve altyapı kapasitesi bölgelere aktarılır.

İşsizlik azalır; turizm ve ticaret potansiyeli yükselir. Türk lirasının istikrarı ve Türkiye’nin mali sistemleri bölge halkına rahatlık sağlar. Bu bölgelerde yaşayan halklar Türkiye’de serbest dolaşım, serbest çalışma, sosyal güvenlik sisteminden yararlanma ve modern eğitim kurumlarına erişim gibi avantajlar elde eder. Yol, liman, enerji, su, konut, hastane ve teknoloji yatırımları bölge halkının yaşam standartlarını hızla yükseltir.

 

Bu tablo, Türkiye’yi Osmanlı Devleti sonrası en geniş etki alanına sahip, Avrasya ve Akdeniz’de karar verici, ekonomik, askerî ve diplomatik gücü bölgesel liderliğe dönüşmüş, yarı-emperyal (post-modern imparatorluk tarzı) bir aktör hâline getirir. Uluslararası prestiji büyük oranda artar. Doğu Akdeniz, Kuzey Kıbrıs üzerinden stratejik üstünlük sağlar. Bölge halkları için istikrar, gelişme ve güvenlik gelir. Türkiye, Akdeniz’in en güçlü devleti hâline dönüşür.

 

Bu olaylar karşısında ABD, AB, İsrail, Rusya ve Çin gibi ulusal ve uluslararası devletler nasıl bir tutum içine girer? Belli bir süre kınamak, ekonomik ve askerî yaptırımlar uygulamak ve daha sonra Türkiye ile pragmatik bir şekilde anlaşmaya varmak isteyeceklerdir. Çünkü dünya konjonktürüne baktığımızda hiçbiri Türkiye’yi karşısına alacak durumda değil. Ne dünya eski dünya ne Türkiye eski Türkiye.

 

Sonuç olarak Türkiye, 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan yeni dünya düzeninde istediği avantajları ve zamanın ruhunu yakalayamadı. Ama dünyada yeni bir düzen kuruluyor ve bu yeni dünya düzeninde Türkiye zamanın ruhunu yakalamalı ve hızlı bir şekilde harekete geçmeli.

Unutulmamalıdır ki: “Savaşta en çok kaçanlar ölür.”

 

Vesselam.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER