Yeni yılın ilk sabahı neredeyse “ritüel” gibidir: Ajanda açılır, uygulama indirilir, “bu sefer olacak” denir. Birkaç günlüğüne insanın içi ferahlar; sanki geçmiş yılın yükü takvim yaprağıyla birlikte kalkmış gibi. Sonra yavaş yavaş eski alışkanlıklar geri gelir, ilk kaçamak olur, “bozdum” cümlesi kurulur ve bu cümlenin arkasından tuhaf bir hızla suçlama başlar: “Ben zaten böyleyim.” İşte Ocak ayının yalanı tam burada durur: “Bu yıl bambaşka biri olacağım.” Çoğu zaman bu cümle değişimin değil, içerideki “bir savaşın ilanıdır.”
Sorun genellikle “iradesizlik” değildir. İrade diye paketlenen şey, çoğu kişide aslında daha eski bir gerilimin üstüne yapıştırılan bir etikettir. Kendinle ilişkin nasıl? Kendine yaklaşımın “merhametli mi, yoksa kırbaçlı mı?” Yeni yıl kararlarının önemli bir kısmı, kişinin kendine bakışını iyileştirme girişimi değil; kendini azarlayarak “adam etme” çabasıdır. Ve azarlanarak büyüyen hiçbir şey uzun süre canlı kalmaz.
Bu yüzden birçok karar, daha baştan iki cümleyle zehirlenir: “Bu yıl bambaşka biri olacağım” ve onun gölgesinde duran “Bu hâlimden nefret ediyorum.” Bir hedefin altındaki niyet, hedefin kendisinden daha belirleyicidir. “Spor yapacağım” dediğinde bunun niyeti sağlık ve güçlenme de olabilir; “kendini cezalandırma” da. “Daha disiplinli olacağım” dediğinde bunun niyeti özgürleşme de olabilir; hiç durmadan kendini denetleme takıntısı da. Niyetin rengi koyuysa, hedef ne kadar parlak görünürse görünsün “kısa sürede yıpranır.”
Bir de “ideal benlik” meselesi var: İnsanların kafasında dolaşan kusursuz bir benlik kurgusu… Daha fit, daha üretken, daha sosyal, daha düzenli… Bu liste uzadıkça, “yaşanan benlik daralır.” Yaşanan benliğe alan bırakmayan ideal benlik bir hedef değil, “bir baskıdır.” Çünkü o ideal genellikle gerçekçi bir planla kurulmaz; daha çok “Herkesin gözünde değerli olmalıyım” fikrinin kılık değiştirmiş hâlidir. Ocak ayında bu ideal benlik sahneye çıkar, komutlar verir: “Artık böyle olmayacaksın.” Yaşanan benlik ise bunu bir süre taşır, sonra yorulur. Yorulunca da “tembellik” diye damgalanır. Böylece döngü kapanır: İdeal benlik zorlar, yaşanan benlik çöker, kişi kendini aşağılar, sonra bir sonraki Ocak’ı bekler.
Kararların çöktüğü yer çoğu zaman davranışın kendisi değil; kişinin kendisiyle kurduğu “dildir.” “Bir gün aksattım” demek ile “Yine bozup batırdım” demek aynı şey değildir. Birincisi “gerçekliktir,” ikincisi “cezadır.” Cezanın etkisi kısa sürer. Kısa vadede kişiyi hareket ettirebilir, evet; ama uzun vadede içten içe şu duyguyu büyütür: “Benimle böyle konuşuluyor; demek ki ben gerçekten değersizim.” Bu duygunun üstünde “sürdürülebilir bir değişim” inşa edemezsin.
Peki ne yapılır? Önce, kararın içindeki “şiddeti” ayıklamak gerekir. Kendine karşı şiddet barındıran kararlar genellikle üç kılıkta gelir.
Birincisi, “yasak” kılığı: Şeker yok, keyif yok, mola yok. Hayat bir cezaya çevrilir. Bir süre dayanırsın; sonra bir kırılma yaşanır ve yasak çiğnendiğinde “suçluluk” patlar. Suçluluk da yeni bir yasak listesi doğurur.
İkincisi, “görünürlük” kılığı: “Şu hedefe ulaşınca insanlar anlayacak.” Değer performansa bağlanır. Performans düşünce değer de düşer; bu yüzden hedef “sürdürülemez bir stres” üretir.
Üçüncüsü, “kaçış” kılığı: “Bu yıl kendimi sıfırlayacağım.” Sanki kişi geçmişini silip başka bir varlığa dönüşecekmiş gibi. Oysa insan “sıfırlanmaz; dönüştürür.” Dönüşüm de bir gecede olmaz.
Daha gerçekçi bir yerden başlamak istiyorsan, hedef değil “tasarım” konuşmalısın. Tek bir davranış seç. Onu bir tetikleyiciye bağla: “Kahvaltıdan sonra 10 dakika yürüyüş.” Ve onu bir ödülle sabitle: “Yürüyüşten sonra sevdiğim müzik.” Büyük hedefler değil; “küçük ama tekrarlanabilir düzenekler” değişim üretir. Çünkü zihnin esas ihtiyacı motivasyon değil; “sürtünmesi düşük bir sistemdir.”
En önemlisi: “Bambaşka biri olacağım” yerine “Bu hâlimin bir kısmını taşıyamıyorum; hangi yük beni zorluyor?” diye sor. Kendini tokatlayan cümleler değil, “kendini anlamaya çalışan sorular” işe yarar. Değişim çoğu zaman bir devrim değil; “küçük bir barış anlaşmasıdır.” Ocak ayının yalanını bırakıp daha sahici bir cümle kurduğunda başlar: “Bu yıl kendime düşman olmayacağım.” Bu tek karar, diğerlerinin çoğundan daha gerçekçidir. Çünkü ilk kez hedefin merkezine bir performansı değil, “bir ilişkiyi” koyar: Kendinle olan ilişkini.
“Değişim, ‘bambaşka biri’ olmakla değil; kendine düşman olmayı bırakmakla başlar.”

YORUMLAR