Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Dilara Arslan / Yazar
Dilara Arslan / Yazar

Sessizliğin Öğrettikleri

Gece bazen gereğinden fazla sessiz olur. Sesler çekilir, dünya geri adım atar ve insan, ilk kez kendi varlığının yankısını duyar. O an fark edilir ki sessizlik, boşluk değildir. Aksine, doludur. Görülmeyenle, söylenmeyenle ve yüzleşilmeyenle doludur.
İnsan, gün boyunca sayısız sesin içinden geçer. Düşünceler, konuşmalar, beklentiler, yönlendirmeler… Her biri zihne yerleşir, her biri bir iz bırakır. Bu gürültü zamanla normalleşir. Öyle ki insan, kendi içindeki sesi ne zaman kaybettiğini fark etmez. Çünkü dışarının sesi yükseldikçe, içerinin sesi geri çekilir.
Oysa kadim anlatılarda sessizlik, yalnızlıkla değil bilinçle ilişkilendirilir. Eski bilgeler konuşmaktan çok susmayı seçerdi. Çünkü bilirlerdi ki kelimeler çoğaldıkça anlam incelir, sessizlik derinleştikçe hakikat görünür hâle gelir.
Sessizlik bir yokluk değildir; bir eşiktir.
İnsan sustuğunda, yalnızca dış dünya susmaz. İçeride bastırılmış olan her şey yüzeye yaklaşır. Söylenmemiş sözler, yarım kalmış düşünceler, ertelenmiş duygular… Hepsi bu alanda hareket etmeye başlar. Çünkü sessizlik, hiçbir şeyi gizlemez. Aksine, saklananı görünür kılar.
Bu yüzden bazı insanlar sessizlikten kaçınır. Sürekli bir şey dinleme ihtiyacı, sürekli bir şeylerle oyalanma hâli… Bunlar çoğu zaman sıkılmaktan değil, karşılaşmaktan kaçınmaktan doğar. Çünkü insan sustuğunda, kendine ait olanla baş başa kalır.
Ve herkes, kendisiyle karşılaşmaya hazır değildir.
Sessizliğin içinde zaman farklı akar. Düşünceler yavaşlar, farkındalık derinleşir. İnsan ilk kez gerçekten ne hissettiğini ayırt etmeye başlar. Çünkü gürültü ortadan kalktığında, sahte olan ile gerçek olan arasındaki fark belirginleşir.
Bazı mekânların ağır hissettirmesi de bundandır. Sessizliğin yoğun olduğu yerlerde, yalnızca o anın değil, geçmişin de izleri dolaşır. Söylenmemiş sözler, bastırılmış duygular, yarım kalmış hikâyeler… Sessizlik bunları taşır. Ve hisseden için saklamaz.
Kadim düşüncede sessizlik, yalnızca bireysel bir deneyim değildir. Bir alan, bir hâl, bir geçiştir. İnsan bu alana girdiğinde, kendisinden kaçamaz. Orada rol yoktur, maske yoktur, dikkat dağıtan hiçbir şey yoktur. Yalnızca olduğu hâliyle kalır.
Bu yüzden sessizlik öğretir. Ama yumuşak bir öğretmen değildir. İnsanı yavaşlatır, zorlar, bekletir. Cevap vermez; soruları büyütür. Fakat tam da bu yüzden, orada edinilen farkındalık kalıcıdır.
İnsan konuşarak kendini ifade eder.
Ama susarak kendini tanır.

Ve bazen en çok şey, hiç söylenmeyenlerde saklıdır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER