Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Murat Can Çetinkaya / Uzman Psikolog
Murat Can Çetinkaya / Uzman Psikolog

Sınır Koymak Bencillik Değildir: “El Âlem” Kültüründe Hayır Diyebilmek   

 

Toplumumuzda sınır kelimesi çoğu insana sert gelir. “Sınır koyuyorum” dendiğinde, sanki birini dışlamak, kırmak, hatta bencillik yapmak gibi algılanır. Çünkü biz “iç içe” yaşamaya ayarlı bir kültürün çocuklarıyız. Aile, akraba, komşu, iş çevresi; herkesin birbirine karışmasının normal sayıldığı, fedakârlığın erdem diye öğretildiği, “el âlem ne der” ile hizaya sokulan bir düzen. Bu zeminde bireysel sınır, çoğu zaman saygı talebi değil; ayıp, nankörlük ya da kibir olarak damgalanır. 

Burada ilk netlik: Sınır koymak, sevginin zıttı değildir; sınır koymamak sevgi değildir. Sınır, ilişkinin çerçevesidir. Çerçeve yoksa ilişki “iyilik” gibi görünen ama içeriden içeriye borç, yük, kızgınlık ve hesap biriktiren bir düzene döner. Bizde ilişki çoğu zaman “vermek” üzerinden tarif edilir: “Ben senin için şunu yaptım.” Bu cümle masum görünür ama çoğu zaman bir faturadır. Fatura kesmeye başladığın an, zaten ilişki bozulmuştur. Sınır ise faturayı baştan engeller; kimin neyi yapabileceğini, neyi yapamayacağını belirler. Bu yüzden olgun ilişkiler, daha az dramatiktir; çünkü daha nettir. 

Peki neden hayır demek bu kadar zor? Çünkü bizim kültürde hayır demek sadece bir davranış değil, bir kimlik riskidir. “Hayır” dediğinizde sadece bir isteği reddetmiş olmazsınız; “iyi evlat”, “iyi eş”, “iyi komşu”, “iyi arkadaş” imajınızı da riske atarsınız. Birçok insanın içindeki otomatik düşünce şudur: “Hayır dersem kötü olurum.” Bu, ahlaki bir muhasebe değil; koşullu sevgide büyümenin sonucudur. Sevgi, uyuma bağlanmıştır. Uyum bozulunca, terk edilme ve dışlanma korkusu tetiklenir. Bu yüzden bazıları hayır diyemez; bazıları da hayır dediğinde aşırı sertleşir, patlar, köprü yakar. Çünkü sınır koymayı “kibarca” değil, “savaşarak” öğrenmiştir. 

İşin diğer tarafı da var: Sınırları sevmeyenler. Her toplumda olduğu gibi bizde de sınırdan rahatsız olan bir kesim var; çünkü sınır, onların kurduğu görünmez düzeni bozar. Sınır koyan kişiyi “bencil” diye damgalamak, aslında bir kontrol aracıdır. “Benim ihtiyacım senin hayatının merkezinde olmalı” beklentisinin daha süslü halidir. Bu yüzden sınır koymayı öğrenen insan, bir süre yalnız hisseder: Çünkü daha önceki ilişkilerinin önemli bir kısmı sevgiye değil, erişime ve kullanıma dayanıyordur. Bu acı bir gerçekle yüzleştirir: Her yakınlık sağlıklı değildir; bazı yakınlıklar sadece iç içe geçme ve sınır ihlalidir. 

Burada fedakârlık meselesini de dürüstçe konuşmak gerekiyor. Fedakârlık bir erdem olabilir, ama ancak iki koşulla: Birincisi, gönüllü olmalı. İkincisi, sürdürülebilir olmalı. Zoraki fedakârlık, erdem değil; bir tür kendini inkârdır. Kendini inkâr eden insanın iç dünyasında genellikle iki şey birikir: Sessiz öfke ve üstünlük duygusu. Sessiz öfke, bir gün patlar. Üstünlük duygusu ise ilişkiyi zehirler: “Ben senin için her şeyi yaptım” cümlesi, karşı tarafı borçlu ve küçük hissettirmek için kullanılır. Yani sınır koymayan kişi “iyi” kalmaz; sadece gecikmeli bir bedel ödetir. 

Sınır koymanın en pratik ölçütü şu: “Evet” dediğiniz şey size içeriden bir rahatlık mı veriyor, yoksa boğazınızda bir düğüm mü bırakıyor? Eğer düğüm bırakıyorsa çoğu zaman iki ihtimal vardır: ya istemediğiniz bir şeye onay verdiniz ya da kapasitenizin üstüne çıktınız. İkisi de uzun vadede ilişkiyi bozar. İlişkiyi bozan hayır değildir; bozan, evet deyip sonra içeriden cezalandırmaktır. 

Nasıl başlanır? Büyük devrimler yapmayın; küçük, net cümlelerle başlayın. “Bunu yapamayacağım.” “Bu hafta uygun değilim.” “Şu saatte görüşebilirim.” “Bu konuda kararım net.” Gereksiz açıklama, sınırı zayıflatır; çünkü açıklama uzadıkça karşı tarafa pazarlık alanı açarsınız. Kibar olun ama müzakere etmeyin. Sınır, tartışma başlığı değil; bilgilendirmedir. Ve en önemlisi: Suçluluk hissi gelince bunu “yanlış yaptım” işareti sanmayın. Suçluluk çoğu zaman, eski düzenin alarmıdır. “El âlem” kültürü içinde yetişen insan, sınır koyunca kendini suçlu hissetmeyi öğrenmiştir. Bu duygu, sınırın yanlış olduğunu değil; yeni bir beceri öğrendiğinizi gösterir. 

 Sınır koymak, insanlardan kaçmak değil; insanlarla doğru mesafeyi kurmaktır. Kendini feda ederek kurulan yakınlık, çoğu zaman sevgi değil, bağımlılıktır. Hayır diyebilmek ise sevgisizlik değil; hem kendine hem karşındakine saygıdır.  

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER