Geçenlerde bir arkadaşımla dertleşiyoruz, “Kanka” dedi, “İyilikten maraz doğar dedikleri doğruymuş. Kimin ne derdi varsa koştum, kim ne istediyse ‘ayıp olur’ diye geri çevirmedim ama şimdi bakıyorum da en çok ben yorulmuşum, en çok ben yıpranmışım.”
Aslında çoğumuzun hikayesi aşağı yukarı aynı. Bizim toplumda “hayır” demek sanki küfretmekmiş gibi algılanıyor. Birisi bir şey istediğinde “vaktim yok” dersen soğuk olursun, “yapamam” dersen bencil olursun. Ama asıl mesele şu: Biz sınır koymayı, kapıyı kilitlemek sanıyoruz. Oysa sınır koymak, kapının önüne paspas koymaktır.
Şöyle düşünün; evinizin kapısı ardına kadar açık olsa, yoldan geçen herkes ayakkabısını bile çıkarmadan salonun ortasına kadar girse ne hissedersiniz? Rahatsız olursunuz değil mi? İşte ruhumuz da tam olarak böyle. Eğer birilerine “burada dur” demezsek, o insanlar farkında bile olmadan hayatımızın orta yerinde tepinmeye başlarlar.
Sınır koymak; “Ben seninle görüşmek istemiyorum” demek değildir. Sınır koymak; “Seni seviyorum ama bu saatten sonra telefonumu açamam çünkü dinlenmem lazım” diyebilmektir. Ya da borç isteyen birine, sırf o kırılmasın diye kendi bütçeni sarsmadan “Şu an durumum buna müsait değil” diyebilme cesaretidir.
Şunu hiç unutmamak lazım: Siz kendinizi korumazsanız, başkalarının sizi korumasını bekleyemezsiniz. Siz çizgiyi çekmediğiniz sürece, insanlar sizin tarlanızda kendi atını koşturmaya devam eder.
Günün sonunda, sınırları belli olan insan “zor” insan değildir; aksine, ne istediği belli olan, dürüst ve sağlam insandır. Etrafınızdakileri memnun etmek için kendinizi paralamayı bırakın. Çünkü gerçekten sizi seven insanlar, koyduğunuz o ince çizgiye saygı duyacak olanlardır. Diğerleri ise sadece sizden aldıkları tavizler bittiğinde gidecek olanlardır.
Bugün bir deneyin; kendinizden verdiğiniz o fazla mesailere, o zoraki sohbetlere, o “ayıp olur” diye gittiğiniz yerlere bir dur deyin. Bakalım dünya başınıza mı yıkılıyor, yoksa omuzlarınızdan koca bir yük mü kalkıyor?

YORUMLAR